TEMMUZ
Kaktüs Kafe’de limonata içiyordum. Bir adam saatlerce arabasında bekledi. Uber Eats kuryesi sokağın başında motorunu kenara çekti, telefonuna dalınca peş peşe sigara yaktı. Mahallenin tombul kedisi kısa bacaklarıyla seke seke karşıya geçti. Ben de “herkes bir şey bekliyor” diye düşündüm.
Sonra spor taytı ve at kuyruğu ile sallana sallana yürüyen bir kadın geçti, dikiz aynasından gördüğüm yokuşun ne kadar dik olduğuna bakılacak olursa seçtiği rota onu yormuş olmalı, imrendim. Sonra bir anne ile kızı el ele yanımdan geçti. Bir ara beklerken sigara içmek için arabadan indim, bu sefer önümden bir genç kız bisikletiyle geçti. Bisikletin koluna bir poşet takılıydı. O poşetin gideceği evi düşündüm. Ben küçükken bisikletime bir şey bağlayıp eve kadar düşürmeden taşıdığımda çok sevinirdim, neden bilmem. Umarım o da öyle hissetmiştir.
Arabama bindim, yıllardır yolumun düşmediği bahçeliden yola çıktım ama 7. caddeye girmedim, bir işim ya da görecek kimsem yoktu. Bunlar olmadıkça da insanın 7. caddeye yolu düşmez zaten. Kenarından sıyrılıp tunalı trafiğine girdim. Her yer insan, araba, çiftler, arkadaşlar, kapının önüne tabure çeken esnaflar, hepimizi yarıp kendini kurtarmaya çalışan taksiciler. Evime geldim yarım kalan cola zero’mu içtim. Annemle konuştum, haftaya sizi ziyarete geleceğim dedim ve bu son birkaç yılın en güzel yaz akşamlarından biriydi.
EYLÜL
Tiktok kaydırdım, birilerini stalkladım. Yarın sabah işe dönmem lazım, erkenden yatayım diye odama geçtim. Bir kedim kucağımda, diğeri ayak ucumda biraz daha internette gezindim. Gezindikçe sıkıldım, gördükçe göresim, duydukça duyasım kaçtı. Bir süredir akıp giden hayatlarını yaşayan insanları kenardan izliyormuş gibi hissediyordum. Bazı geceler diğerlerinden daha zor oluyor.
Boğazımdaki tanıdık ağırlığı hissettim. Balkona çıkıp bir mum yaktım. Uzun, beyaz bir mum. Kulaklıklarımı taktım, bir dilek diledim. Söylemeyim ne olduğunu, belki bu sefer tutar. Birkaç dakika ağladım, ne için, kim için bilmeden. Artık hepsi birbirine karışıyor. Toplanıp kümülatif bir gaddarlık oldular sanki, içimden atamıyorum, affedemiyorum. Hoş, af dileyen de yok zaten. Bir sigara içtim, kedim zıplayarak balkon kapısını tırmalamaya başladı. Heyecanlı mırıltısını kapı kapalıyken bile duydum. Merak etmesine gerek yok, birazdan gireceğim içeri her gece olduğu gibi sarılarak uyuyacağız ve hayat devam edecek.
Birkaç ay önce başladığım bu yazı geldi aklıma. Açıp biraz daha gevezelik edeyim dedim. Yazının başında “Herkes bir şeyleri bekliyor” diye düşündüm demişim. En çok bekleyen de benim sanırım, hep bekliyorum.
Neyse, canımın içi kiki’min beni içine düştüğüm karanlıktan çıkarmasıyla etrafımdakileri fark ettim yine. Ankara’da hava serinledi, Eylül sonu geceler soğumaya başladı yavaştan. Karşı binada bir kadın balkonu süpürdü yaklaşık yarım saat boyunca gece 12’de. Belki onun da bir şeye canı sıkılmıştır. Bir çift el ele geçti, ya evlerine dönüyorlar ya da daha gece bitmedi bir yerlere oturup bir şeyler içecekler. Sonra iki arkadaş geçti, çok önemli bir konu konuşuyorlardı. Olay örgüsünü tam anlayamadım ama birinin bir tartışmada söylediği şeyin garipliğini tartışıyorlardı.
Uzaklardan kahkaha sesleri geldi, birkaç taksi geçti. Bir kurye hızlıca sokağı aştı, kolay gelsin. Birazdan çöpleri toplamaya gelir araba. Bir sigara daha yaktım. Sanırım bu da yazın son akşamıydı.


